1. Buluşmanın Yorumları - 1 (2008)
aşağıda yazılan yazılar gruplara veya özel adresimize 1. bus buluşması sonrasında gelen yorumları yansıtmaktadır. yazıların sahipleri isterlerse yazıları siteden kaldırılabilir. yazım hataları ve sorumluluk yazı sahiplerine aittir. siz de buluşma ile ilgili izlenimlerinizi yazmak isterseniz mdermanli@gmail.com adresine e-posta atabilirsiniz.
fikrin doğuşu
aylar önce gezginbus e-grubuna 2007 yılında hannover’de yapılan vw minibüslerin 60.yılı kutlaması fotoğrafları gönderilmişti. aramızda konuşurken “biz de bir bus günü yapsak ve bunu her yıl düzenli hale getirsek ne güzel olur” diye bir fikir ortaya attık. o fikir gelişti ve türkiye’nin ilk bus buluşması vücut buldu.
gazetede okuduğum bir yazıda türkiye’nin en iyi 10 yaylasından bir tanesinin hendek’teki çiğdem yaylası olduğunu öğrenmiş, burayı görmek için sabırsızlanmıştım. aklımın bir köşesinde de volkswagen minibüslerle yapacağımız bus buluşması vardı. “neden olmasın” deyip buswagen’dan arkadaşlarım olcay ve dursun’a konuya açtım. yaylaya ilk keşfi 10 şubat’ta olcay’ın minibüsü ile yaptık.
hadise şekilleniyor
yavaş yavaş patikaları çıkarken bir kar birikintisi görüp hemen fotoğraf makinelerine sarıldık. bilmiyorduk ki aksu köyü’nden sonra (ki bu sonra dediğimiz kısım
biz bu ilk müjdeyi dostlarla paylaştıktan sonra, karların da kalkmasını fırsat bilerek bu sefer furkan’ın bus’u ile 23 nisan’da ikinci defa yayladaydık. gökhan, gökhan’ın ufaklık emir, dursun ve ben de bustaki tayfalardık. karlar erimiş, yaylanın yüzü açığa çıkmış, yeşili göz alır olmuştu, gene istanbul’a dönüşte bir adım daha attığımızı duyurduk haber bekleyenlere. dönüş yolunda abdurrahman amcalarda yediğimiz sıcak ekmek, tereyağ ve peynirin tadına ise diyecek yoktu… ama iyice her şeyi tamamlamadan içimiz rahat etmeyecekti. bus buluşmasından 1 hafta önce su sorununu çözmek için, bu sefer benim minibüs huriye ile yeniden yayla yollarındaydık. zor bela muhtarı bulduk, sayesinde telekom’da görevli mustafa abi ile yaylaya gidip su sorununu çözdük, bağlantı yerlerini, suyun ana kaynağının yerini, çeşme ile wc arasında ne kadar hortum gideceğini, kaç tane musluk lazım olduğunu, hepsini tek tek not aldık. son keşifte ümit, dursun, furkan ve ben vardım, adapazarı’ndan da arkadaşımız serkan bize katıldı. dönmezden önce yeni tanıştığımız ekrem amca’nın evine misafir olduk ve sıcacık yemeğinden bir tas da biz yedik. doymayınca da ateş yakıp yanımızda getirdiğimiz köfteleri bi’ güzel götürdük. artık kafamız rahattı, her şey hazırdı, havanın sert olması dışında sorun yoktu. 1 hafta sonrasını heyecanla beklemeye başladık. aylar aylar öncesinden konuştuğumuz bus günü, bus buluşması gelip çatmıştı. buluşma öncesindeki gece alışveriş yaptık. eksiklerimizi büyük marketlerden tamamladık, cuma günü ise hortumumuzu da almıştık ve cumartesiyi bekliyorduk..
ilk gün
buluşma yerimiz mehmetçik opet idi. sabahtan telefonlarım çalmaya başlamıştı. buluşma noktasına gelenler vardı. ankaralı dostlara emanet bir yolcumu da sabah apar topar alıp biz de buluşma yerine gittik. bir grubumuz önce bolu’ya gittikten sonra yaylaya gelecek, bizim içinde olduğumuz grup hendek’te ankara ekibi ile buluşup yaylaya çıkacak, bir de öğlen istanbul’dan hareket edip gelecekler vardı. bolu planı iptal olunca hendek’te 20’yi aşkın vosvos ve bus olduk. recep abi ile jandarmaya bilgi verdikten sonra, kaplumbağa hızında yaylaya tırmanmaya başladık. üniversite öğrencisi arkadaşımız çağlar ise kamerasını elinden düşürmüyordu, neredeyse her anımızı kameraya aldı. önce asfalt yoldan bir inip bir çıktık. rengarenk ve alabildiğine uzun konvoyumuzla köyleri bir bir geçiyorduk. zaman zaman durup hem dinlendik hem de fotoğraflar çektik. hiçbir vosvosumuz yolda kalmadı ve patikaları aheste bir şekilde çıktı. yaylaya girdiğimizde geceden gelen vosvosçular olduğunu gördük. bir şekilde yaylaya yayıldık. hemen su sorununu halledip, basıncı arttırdık. çeşmeden tuvalete hortum döşedik ve suyu tuvalete ulaştırdık. tuvaletlere muslukları bağladık, bağlantı hortumlarını taktık. önce tuz ruhu, sonra arap sabunu ile fırçaladık. temiz maşrapalardan, tuvalet fırçalarından ve çöp poşetlerinden koyduk. jeneratörleri kurduk, tenteleri açtık. saat 17.00 civarı neredeyse her şeyimiz hazırdı. bir yandan akşam için odunlar toplanıyor, bir yandan mangallar yanıyor, bir yandan çadırlar kuruluyor, bir yandan da yeni gelenlerle sohbetler ediliyordu. ikinci ekip saat 18.00 dolaylarında istanbul’dan geldi. hava kararmaya başladıkça, soğuk kendisini hissettiriyordu. akşam 3-4 tane kamp ateşi etrafında onlarca vosvos sever ısınıyordu. her telden çalıp, söyleyip, eğleniyorduk. gece soğuğu da beraberinde getirmiş, dolunay ise tam tepemize çıkıp bizi şaşkınca gözetler konuma geçmişti.
ikinci gün
pazar sabahı güneşli bir güne uyandık. onlarca masa kurulmuş, herkes kahvaltısını yapıyordu. gece soğuktan donan kimse yoktu ama tulumsuz yatanlar, ısıtıcısı bozulanlar, sıkı giyinmeyenler oldukça muzdariptiler soğuktan. gün öğlene çalarken kampın en keyifli dakikaları da yaşanmaya başladı. kampa gelen buslar’a birer afiş ve sticker dağıttık. vosvoslara ise sadece sticker verebildik… ben yayla gazetesini hazırlamaya uğraşırken haber ekibi ortalarda haber peşinde koşuyorlardı. saat 14.00 sularında ilk ve tek sayısı olmasına rağmen “çiğdem postası” isimli tek yapraklık gazetemiz tam tamına 27 (yirmi yedi) tiraj yaparak yayın hayatına girdi ve çıktı. bu 27 sayının sahibi dostlar yıllar sonra ne kadar değerli bir şeye sahip olduklarını anlayacaklar, tabii hala saklıyorlarsa… bir yandan tavla turnuvası başlamış ve otuzun üzerinde kişi kayıt yaptırmıştı. turlar atlanıyor, herkes birbirini yeniyor, dostane maçlar yapılıyordu. cem ve tahsin rakiplerini bir bir yenerek finalde karşı karşıya geldiler. ee ödül de rakı olunca maç iyice heyecanlı bir hal aldı. tavla şampiyonu cem oldu ve rakıyı kaptı. gece afiyetle içtik… çivili tahtanın da müdavimi oldukça fazlaydı. bir tahta üzerine çakılmış onlarca çivi arasından demir paranın geçirilerek, oluşturulmuş kaleye atılmasını (gol) hedefleyen oyun büyük küçük herkesin beğenisini kazandı. fulivosbakkal stand açtı ve bus buluşması’na özel birçok şey sattı. sınırlı sayıda basılan t-shirt, araç süsleri, magnetler ve benzeri birçok ürün hatıra olarak satıldı. arzu vosvos da parça standı açtı ve ihtiyacı olanlara parça sattı. alen arkadaşımız da nostalji radyolar ve materyaller ile yaylada malzemelerini sergileyenler arasındaydı. yaylaya gelenler ve gidenler olmuştu. ama ilk güne göre daha az insan ve araç vardı. hava da bir önceki güne göre daha sıcaktı. uzun uzun masalar, türlü türlü yemekler yapıldı. gene kamp ateşleri için odunlar toplandı, bu sefer uyku tulumları olmayanlara uyku tulumları verildi, ateşler yakıldı, gitarın tellerine yine dokundu parmaklar. bir bursa’dan, bir artvin’den türküler söylendi karanlığa. masa masa dolaşılıp sohbetlere ortak olundu, yemeklerden bi çatal alındı… apansız akşam bir sonraki gün için yola koyuldu…
son gün
bugün, son gün, veda günü. yaylaya, dolayısıyla bus buluşması’na veda. kazasız, sorunsuz, mutlu, mesut bir kampın ardından tebessüm ederek eve dönme vakti… sabah erkenden uyanıp, kahvaltılarımızı yaptık, eşyalarımızı toparladık, etraftaki çöpleri topladık ve yaktık, çeşme ve tuvalet arasındaki hortumu toplayıp köyün ileri gelenlerine teslim ettik, birlikte son bir hatıra fotoğrafı çektirdik. sonra yavaş yavaş yola koyulduk, kimimiz adapazarı’na, kimimiz kocaeli’ne, bandırma’ya, ankara’ya, bursa’ya, istanbul’a… seneye bu sefer daha kalabalık, bir adım öteye koyabilecek bir buluşma ile başka bir yerde buluşmak dileğiyle vedalaşarak ayrıldık…
bus buluşması’nın ardından ilginç rakamlar:
- en ufak katılımcı 7 aylık ekin bebek olurken, en yaşlı katılımcı 73 yaşındaki salih söğütçü oldu.
- yayla gazetesi tek sayı, tek yaprak ile 27 tiraj yaptı.
- gelen, giden, vosvos, bus ve vosvos harici araçlarla birlikte katılımcı araç sayısı 50’yi geçti.
- yayladaki katılımcı sayısı ise 150’den fazlaydı.
- tuvalet ve çeşme arasına
- tuvalet için 15 şişe tuz ruhu, 3 maşrapa, 3 fırça kullanıldı
- çöpleri toplamak için büyük boy 30’u aşkın çöp torbası kullanıldı.
- tüm masraflar 390 lira tuttu ve katılımcılar arasında paylaşıldı.
mustafa dermanlı
bir efsane gibi yaşadık 3 günü cigdem yaylasinda, sevgili mustafa dermanlı'yi ve mustafa'nin cigdem yaylasini organize etmesinde kendisine katki sunan sevgili dursun'u ve diger yardimci olan arkadaslari ve katilimi gerceklestiren dernek ve kluplerden vkod, anatolya, volksder, burvosder ve diger bagimsiz gelen tum arkadaslara tesekkur ediyorum.
bir dolambacli yoldur aldi goturdu yaylaya dogru bizi... surasiydi, burasiydi derken muhtesem bir alana ulastik. etrafi ormanlarla cevrili cimenlik alanda cadirlarimizi kurduk. sevgili mustafa ve dursun bir kosturmaca icinde tuvalet ve su sorununu getirdikleri 300 metre hortumla cozduler. cadirlar kuruldu, herkes cikinini acti, mangallar yandi ve her obadan dumanlar tutmeye basladi. bu arada mustafa ve dursun surekli genel ihtiyac yerlerini kontrol etmekle kendilerini memur etmislerdi. uzaktan izledigim kadariyla her yarim saatte kontroldeydiler. surekli obalari gezerek bi sorun olup olmadigini soruyorlardi. aksam saatlerinde obalardan birer-ikiser kisi ormana odun toplamaya gittiler. gidenlerin arasinda tabi bende vardim. koca bir kutugu yuvarlayarak ormandan asagiya indirdim. kemal ve kadir beylerin oldugu obaya odunlarimizi goturduk. saat 21:00 gibi oba atesini yaktik. kocaman bir atesin etrafinda cember olusturduk. sarkilar turkuler derken vaktin nasil gectigini anlayamadik bile.... (bu arada rakida guzeldi)
yatma vakti geldiginde cadirlarimiza dogru ilerlerken obanin bati yonunden bir horlama sesi geliyordu:)))) once ormandan ayi indi sandik. daha sonra durumu kavrasakta gecenin esprisi oldu. bu horlama; gece soguktan uksusu kacan herkesin tanikliginda olmustur:))) bi ara suheyli gorur gibi oldum. sabah erkenden uyanmis demlice bir cay yapmis, nasil tutuyorsa sevdikleri gozlerinde oylece tutuyordu cayin buhari... bir fincan cay paha bicilmez degere sahipti o saatte... gunes ufuktan cikti ve cadirlarimizin geceden kalan nemini ortadan kaldirdi. benim gibi geciyi uykusuz gecirenler cadirlarina girdiler. sessiz ve derinden bir uykuyu cektikten sonra uyan komutuyla uyandim. sevgili alen ve nurullah'in esleri kahvaltiyi hazirlamislar... sevgili tahsın'de domates ve salataligi sogus yapmis, sicacik cayla kahvaltiyi yaptikdan sonra yaylanin etrafini kolacan edip obamiza dondugumde ınsel'in mebusunu hareket ettirdigini gordum. vebostasi bozulmus geceyi onlarda usuyerek gecirmisler ve kucuk cocuktan dolayi yayladan ayrilmak durumunda kaliyorlardi. bu arada ınsel'le, elvan'i da cekistirmeyi unutmadik :)
ikinci gun soguk havaya karsi her turlu tedbirimizi sevgili mustafa dermanlı'nin katkilariyla almis durumdaydik. her kimin neye ihtiyaci olsa md diye kosuyordu. bu arada elektrigin olmadigi bir ortamda gunluk etkinlik gazetemizi de cikarmayi ihmal etmemisti md. ikinci gun de oba'ri ziyaret ve tanismayla gecti. caylar, kahveler her seyden otesi sicak yurekler vardi cigdem yaylasinda... gelemeyenlerin cok sey kacirdigini soyleyebilirim. anlatacak cok sey, yazilacak cok sey var... bunlari yapmak icin olmayan vakit...
pazartesi veda saati geldiginde yayladan en son ayrilan uc vos kaldik. bunlar; umur-tahsin-goksel, nurullah-ozlem cifti, alen-esra ciftiydi. yaklasik 45 dakika gecikmeli ayrildik yayladan. yaylayi cikip rampa asagi inmeye basladigimizda kivrim, kivrim olan yolda olanca guzelligiyle renk, renk buslar dizilmis herkes asagiya inmis ve yurekten bizi alkisliyorlardi. sanirim vosvos tutkusu bu olsa gerek, sanirim vosvoslardan vazgecilmezligin nedeni bu olsa gerek... sevgili kemal efe, kadir tan, sevgili ertan bey ve diger tum degerli dostlara yaptiklari bu guzel gosteriden dolayi yurekten sukranlarimi sunuyorum.
bizden bir gun once ayrilan ve hava yatagini bana birakan sevgili olcay'a da tesekkur ediyorum. cok ama cok eylendik. cok ama cok keyif aldik. sagol md. bize bu guzelligi yasattigin icin... iyi ki varsiniz dostlar.... bir dahaki etkinlikte bulusmak dilegiyle hosca ve voscakalin...
umur çetin
kesinlikle harikaydi. keske herkes gelebilseydi. mustafa, dursun, olcay ve furkan cok tesekkurler. evet vebastoma elektrik veren 3 kurusluk rolem bozuldugundan vebasto elektrigini atuden alamamis ve bizi daha dogrusu bebegimizi eksi 3 derecede geceyi gecirdik. gene de bu bu sıkıntı yasadigimiz guzelliklere golge edemedi. biz sonra ahmolar ve batularla ıznige gittik. ıznik turundan sonra 2 saatlik bir kesif gezisinin ardindan gol kenarinin yaninda bir gizli kose bulduk. ınanilmaz bir sofrayla mehtabi karsiladik. gece 12de artik pilimiz bitip bayildik. vebasto bu sefer canavar gibiydi. terlesek de inadina
calistirdik :)
donus yolunda ahmonun egzostu dustu. hemen yalova'da onu kaynattirdik. hersey cok guzeldi. haa bir de tabii ki siste yedigimiz sazanlari sanirim hic unutmayacagim. 7 aylik kizim da bize cok guzel ayak uydurdu. sanirim bir rekora da imza attik. yagmur onde sofor mahali hamaginda, ekin busun yemek masasınin uzerinde kurdugum yatakda ve biz cekyatta yatarak, 4 canli bir busa ust kata cikmadan nasil yatari basardik. gece disarida esya birakmak istemedigimizden ust kata tum esyalari sigdirmistik. tabii ahmolar 4 yetiskin bir busta nasil yatari becererek rekorumuzu kirdi o ayri.
basta sevgili mustafa olmak uzre tum dostlara tekrar tesekkurler.
insel inal
"bus bulusmasi" fikri burada (gezgibus) dogdu. burada tartisildi. gununun de 17-18-19 mayis olmasina burada karar verildi.
tabii sonra bircok forum, site, mailgroup da da konu ustune yazildi cizildi. nihayet gunu geldi ve yola ciktik.
yola cikmadan onceki surecte -"buswagen ekibi" mi demeliyim, dostlarin isimlerini ayri ayri mi anmaliyim (mustafa, dursun, olcay, furkan...) yoksa anatolia vosvos dernegi uyesi dostlar mi demeliyim bilmiyorum- birkaç dostumuzun cok ama cok emegi oldu. sagolsunlar. bircok kez giderek orada gerekli baglantilari kurdular. eksikleri saptayip geregini yaptilar. bize de bus'imiza binip gitmek kaldi.
oyle de yaptik. gidis yolunu tamamlayip yaylaya cikildiginda herkes dogru yere geldiginden emindi. ancak burada bir sey yasandi. o kadar emegi gecen dostlarin ricasina ragmen bir grup dostumuz dusunulen yerlesme plani yerine kafalarinca yerlestiler. neyse kimse sorun etmedi. oylece de kaldilar. o nedenle tek yerde yakilacak kamp atesi 3-5 yerde birden yakildi. 3-5 obekte ocakbasi sohbetleri yapildi. konu ile ilgili soylenecek bir sey yok. herkes ya not etmistir. ya da gerekli degerlendirmeyi yapmistir.
bizler ilk gece iyi eglendik. en gec saate kadar kahkahalarimiz ve esprilerimiz surdu. en buyuk kaygim soguk su ve buzdu ama yayla havasi bardaklardaki sek rakinin rengini ayrana benzetecek kadar nemli ve serindi. akan cesmenin suyuna el sokulmuyordu. siselerde getirdigimiz sular da gecenin etkisiyle busgibi olmuslardi. acik havanin getirdigi istah aciciligin da hakkini elbirligi ile verdik ve uyuduk.
bu mevsim ve bu yayla icin donanimi zayif olan arkadaslar oldugunu sabah 05.00 gibi kalkinca farkettik. bizim (ilk gece en fiyakali kamp atesi bizimkiydi) atesin basinda uc dostumuz sezlonglarda oturuyordu. bir tanesi de yelpaze elinde horluyordu. umur dostumuzun kastettigi de bu dostumuz olmali :)
ustelik atesin basinda sezlongda horlayan arkadasimizin elindeki karton yelpaze de tutustu tutusacak kadar atese yakin haldeydi. soguktan uyuyamayan dostlarimiz kimseyi rahatsiz etmeden atesin basinda sabahlamislardi... ertesi aksam bu dostlar 3-4 ceki odun toplamislardi ve ben yanlarina ugradigimda "dun gece uc kisiyi sogukta donmaktan kurtardiniz" diye espri yaptilar ve 2. gece en baba atesi ankarali dostlarimiz yakti. sabaha kadar da atesleri yandigi gibi sabah da yanmamis ve bir gece yetecek odunlari vardi.
obek obek atesler basinda vos ve bus muhabbetleri yaninda az biraz da vatan kurtarilmadan olmazdi. eee hakkiyla onu da yaptik.
gunesten yuzum yanmis. dostlar uyarmisti ama ben aldirmamistim. 2. gun aksam ilaclama geregi duyduk. hala kipkirmizi yuzum ve alnim. bunun disinda bir hasar olusmadi.
giderken konvoyla gitmistim. ancak pazartesi 14.00 gibi kartal'da randevum vardi. cok onceden planlanmisti. o nedenle pazartesi ayrilirken 11.30 gibi yola cikip zamaninda da geldik.
voslarla, buslarla ve dostlarla dolu dolu zamanlar gecirdik. sohbet, espri, takilma bazen de kizdirma halleri ve en cok da kahkahalarla gecen bir bus bulusmasi idi.
tabii belirtmem gereken seylerden biri de katilan buslarin cogunun t2 olusuydu. bir t1 bursa'dan oflaya puflaya gelmisti. ama gelmisti.. t3'ler -pek de az degildi yani- de bus bulusmasinda yerlerini almislardi. bazi dostlarimizsa gelemediler is durumlari nedeniyle. . vosvoscu dostlarimiz da bus gununde yanimizda oldular. sagolsunlar. ayrica buslari ozellikle de t3'leri incelediler. kilometrelerce yol tepip katilan dostlar icinde epeydir gorusmediklerimiz vardi. onlarla da gorustuk. sohbet ettik. bir sonraki etkinlikte bulusmak uzere dilekleri ile ayrildik.
buslarda yeni modifiyeler yapan dostlarin yaptigi seyleri inceledik. beni en cok etkileyen bus'in arkasina motosiklet tutturacak sey yapan arkadasin yaptigi idi. esimse bus'in surgulu kapisi onune kurulan dort yani da kapatilabilen tenteyi begendi. ben hala bir gunes tentesi ile idare etmek yanlisiyim. o ise tasinir gibi kamp yapmaya gitmek ve tasi(t)digi onca malzemeyi acikta birakmayacak bir kapi onu cadiri edinmek fikrinde... :)
kamp aydinlatmasinda devrimi de suheyl yapti. led lambalari ile aydinlatma aparatlari olusturmustu. o nedenle benim jenerator sadece seyahat etmis oldu. kullanmak gerekmedi. 12 voltla beslenen led'li aydinlatma aparatlarinin onumuzdeki donemde cok cok yayginlasacagini soylemek hic de surpriz sayilmaz. 4-5 tanesi kuruldugunda gece maci bile yapilabilir kadar isik veriyor ve bu isik sabahlara kadar suruyor. aku de bosalmiyor.
kampta "teras muhabbeti"ni parca bucuk yaptik. tum terascilar bir araya gelip kahkaha atamadilar.
ustalarimizin da bus bulusmasina katilmasi gercekten sevindirici idi. onlar da kamp yaptilar. ama eksikleri mi artilari mi bilmiyorum bir kartvizit bile getirmemis oluslariydi.
xerox sanirim kamp oncesinde de kamp sirasinda da en cok ilgi toplayan bus'ciydi. beslenme tarziyla oldugu kadar diger halleri ile de ilgi odagiydi onu catala taktigi kofte ile beslemeye gelen cocugun fotografini cekmemis olmak da en buyuk eksiklikti muhtemelen.
her bir bulusma, etkinlik, bir sonrakinin heyecani ve daha guzel yapilmasi hayalleri ile sona erer. 1. bus bulusmasi da oyle oldu. keyifli bir haftasonu+pazartesi idi. tum dostlara cok cok tesekkurler...
recep ertürk
öncelikle böyle bir etkinliği düzenleyen dostlar kendi adıma ve bursa grubu adına çok teşekkür ederim.
busumu aldıktan sonra katılacağım ilk etkinlik olacağı için günler öncesinden heyecanla hazırlanıp planlar yaptık. busun içinde yatacak çekyat olmadığı halde kafamızdan basit bir mekanizma uydurup 2 metrelik yatak olabilecek bir düzenek kurduk, kurduğumuz düzeneğin bir bölümü de hem dışarıda masa olarak da kullanılabilecekti. ancak 18 mayıs pazar akşamı manisa'da kız kardeşimin nişan töreni olması bütün planlarımızı alt üst etti. bir ara gitmemeyi bile düşündük. ancak kendimizi çok hazırlamıştık, gitmesek içimizde kalacaktı. apar topar cumartesi saat 13 gibi bursa’dan cem , turgut ve bizim busla birlikte 3 bus yola çıktık. turgut'un t1’ine ayak uydurmak için yolda bayağı oyalandık, hendek'te alışveriş vs derken yaylaya vardığımızda hava kararmıştı. mangal keyfi derken yatma vaktimiz geldiğinde başlayan soğukta anladım ki bu tür bir etkinlik için donanımımız çok zayıftı. neyse bu bir tecrübe oldu daha sonraki etkinliklere daha donanımlı çıkacağımız kesin. maalesef bir çok dostla ayak üstü görüşebildik oturup derinlemesine sohbet imkanımız olmadı, ertesi sabah (pazar sabahı) kahvaltıdan sonra 10 gibi ayrılmak zorunda kaldım dediğim gibi. akşama manisa'ya nişan törenine yetişecektik.
geziden aklımda kalanlar, çiğdem yaylasının müthiş doğası, bol oksijen, geceki aşırı soğuk, yetersiz ışıkta göremediğimizden yanık sucukları yememiz, ateşin etrafındaki gitar sesleri, turgut'un t1’inin herkesi hayretler içinde bırakarak o rampaları tırmanması. ve tabii ki renk renk t2’ler, t3’ler, vosvoslar. kısacası tadı damağımızda kalan bir etkinlik oldu.
nevzat adıgüzel
ilk olarak düzenlenen bir etkinlik için yeterince başarılıydı. daha iyi olur muydu? ben şüpheliyim. hafızalardan kolay kolay silinmeyecek bence. ayrıca ikinci bir başarısı da geçmişteki kavga ve küskünlüklere de sünger çekmesi idi sanırım.
emeği geçen ve yüksek katılımı sağlayan bütün dostlara teşekkürler.
erkan kurtsatan
bu tip organizasyonlar kolay değil, emeği geçenlere teşekkürler.
ilk buluşma için katılım bence gayet yüksekti, hele bir de busların kaplumbağalara türkiye'deki oranını düşünürsek. “şöyle etkinlikler var, böyle imkanlar sağlanacak” diye vaatlerde bulunulmadığı için beklenen bir şey de yoktu, bunun sonucunda da şimdiye kadar bir şikayet okumadım. gecenin soğuk oluşu tek sorundu ve sanırım bu da herkeste tatlı bir anı olarak kaldı.
hee bu arada yaylada zaman zaman doğayla bütünleşmemizi sağlayan, birbirimize kaynaştıran, ruhumuza huzur veren 'techno' müzik dinletisi yapan, etrafındakilere saygıda kusur etmeyen t3'lü abilerimiz ve birkaç kaplumbağalı geç arkadaşa da teşekkürlerimi bir borç bilirim. sağ olun...
batu uluengin
çiğdem yaylasında dört mevsimi yaşamak.
iyiki de yaşamışız, anılarımız hafızalarda yerini unutulmamak üzere almış bulunmakta.
bus buluşmasını tertipleyen mustafa dermanlı, dursun caymaz, olcay tuna ve gönüllü dostlara çok çok teşekkür ediyorum. emekleri kesinlikle yadsınamaz.
ankara'dan 2 vosvosluk bir konvoyla koyulduk yola. vosvosu olmamasına rağmen vosvosa gönül vermiş derneğimizin fahri üyesi göksel kardeşim, derneğimizin resmi danışmanı umur dostum, vosvos sevgisini taşıyan nurullah ve özlem atalay ailesinden oluşan konvoyumuzla yolcuğumuz cumartesi sabahı saat 07:00 de istikamet hendek komutu ile başladı.
buluşma noktası olan hendek kavşağına nasıl geldiğimizi bir türlü anlayamadık, gülerek oynayarak keyfli bir şekilde buluşma noktasına sıkıntısız sorunsuz gelebildik. vosvosumuz sanki kendi akranlarına, arkadaşlarına, nesildaşlarına bir an önce ulaşmak istercesine hızlandığını hissetmeye başladım. gişeden döndüğümüzde birde ne görelim rengarenk voslar ve buslar sıra sıra dizilmişler. büyük bir heyecenla voslardan inerek dostlarımızla kırk yıldır tanışıyorcasına kucaklaştık. alışverişlerimizi tamamladıktan sonra büyük bir heyecanla mustafa dermanlı'nın önderliğinde hemen arkasında bizler sıra sıra, tosbağa gibi emin ve sağlam adımlarla yolumuza, virajları, kasisleri, dağları ve taşları aşarak takriben iki saatlik yolculukdan sonra çiğdem yaylasına ulaştık.
yeşil yeşil ve her taraf yeşil, resimlerde görüldüğünden daha yeşil bir yayla. bol oksijen, temiz hava, buz gibi su, dostlarımla birlikte çektik ciğerlerimize temiz havaları üçer beşer kez.
umur kardeşimize çadır kurabileceğimiz yerle ilgili keşif turu atmasını rica ettik. keşfettiği yer her taraftan soğuğu alabilecek, wc ye en yakın, suya en uzak yeri işaret etti. dostumuza güvenimiz tam, itiraz etmeden vosvoslarımızın üzerindeki yükleri bir an önce boşalttık.
hepimiz birer tarafta yerleşme çalışmalarına başladık, göksel’in getirdiği çadırı kurma çalışmaları çiseleyen yağmur bizlere doping etkisi yapması sonucu iki saatte işlemi tamamlamamızı sağladı aksi takdirde hava kararana kadar devam edecektik j. belkide gece çadırsız kalabilecekdik.
çadırın içini bir güzel göksel kardeşim süpürdü, yataklarımızı şişirdik, nevresimi ve üzerine battaniyemi serdim gayet düzenli tertipli bir halde görünce umur beyfendi oooo otel metropolitan’dan daha şık olmuş dedi bu çadırın ismi metropolitan olarak kaldı. tek eksik yastıkdı, yastıksız yatamayacağımı söylememe rağmen bir türlü yastığını vermedi bana, şikayet ediyorum onu sizlere.
bu arada diğer dostlar bırakın çadır kurmayı yerleşimi bitirmiş akşam yemeği çalışmalarına başlamıştı
kemal efe dostumuzun uyarısı ile çadırlarımızı dört bir tarafından tutarak busları siper alacak şekilde yan tarafına taşıdık bu arada umur kardeşimizin keşfide anlaşılmıştır sanıyorum
güneş yavaş yavaş etkisini yitirmeye, uzun çamların arasından süzülerek kaymaya başladığında soğuğu hissetmeye, kısa kollu giysiler uzun kollu kalın montlara ve kazaklara bırakmıştı yerini.
yaylanın girişinden süzülerek gelen bir westfalia gözüme ilişti, girişde durdu ve bir flas patladı, kendi kendime dedim bu tosundüldül, süzülerek gelişi, sislerin ve farların yanışı beni tanıyın dercesine geliyordu. yanımıza yaklaştı ve eski tosun yeni tosundüldül ile sarıldık koklaştık biraz konuşarak hasret giderdik
kemal efe beyde hiç bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile kamp ateşi için ormandan toplanan odunları tutuşturduğu anda çıtır çıtır yanma sesleri ve adete küçük çaplı havai fişek görüntüsünü andıran çamların kıvılcımları akşamımıza renk katıyordu.
burvosder’den serdar bey ve arkadaşları da bizlere katılmışlardı. gerçekleştirilecek olan karnaval ile ilgili detayları bilzere aktardılar.
bu arada kurtlar gibi acıkmıştık, umur dostum mangal görevini yerine getirmiş, etleri hiç yakmadan nar gibi kızartmayı beceremediği gibi yanık bir şekilde bazıları küle düşmüş külleme yemek zorunda kaldık.
istanbul’dan katılan dostlarımız bizlere karşı çok ilgililerdi, biri gidip diğeri geliyordu, her hangi bir şeye ihtiyacınız var mı? diyerek.
dostlardan hangi ricada bulunsak hemen dört bir koldan anında hallediyorlar.
güneş iyice kayboldu soğuk kendi yüzünü iyice göstermeye başladı kamp ateşi etrafında toplandık toplanmasına ama ateşe döndüğümüz taraf yanıyor diğer taraf da fırtınalar esiyor, piliç gibi habire kendimizi çeviriyoruz
katılım, takriben 44-45 bus ve vos vardı. hepimizin kamp ateşi etrafında bulunması imkansız gibiydi bu yüzden iki – üç – dört ayrı yerlerde ateşler yanıldı, vkod üyelerinden oluşan müzisyenler bizlere dolu dolu müzik ziyafetinde bulundu.
birde ne görelim, nurullah beyin arkadaşı gece saat 24:00 de çıktı geldi, elinde bir çadır ve bir sürü direk. yawww etme eyleme kardeş bu saatte çadır kurmak beceri ister, çadır açıldı ama bir türlü direklerin yer tespitleri yapılamadı, vkod’cu dostlar hemen el atarak başka bir çadıra yerleştirildiler.
derken vakit de bayağı ilerlemişti ve yol yorgunluğu da vardı elbette çadırım beni adeta yer çekimi kuvvetinde çekmeye başladı. dostlara haber vermeden sıvıştım aralarından ve doğru çadıra. çadırın içene girince ayaklarım donmaya başladı, hemen tedbirleri aldım sıkıca giyinerek uyku tulumu ve üzerine kalınca battaniyeyi örttüm ama bir yerlerden esiyor ama nerden esiyordu, halbuki her yerden esiyordu
kafama şapkamı takıverdim sağa sola dönerek birazcık sızmışım, uyandığımda ise dışardan sesler geliyordu. meğer dostlarda ateş başında ısınmaya çalışıyorlarmış. dışarısı çadırlardan daha sıcak. saat 05:00 gibi hava henüz aydınlanmamış dı, bir baktım benim oda arkadaşım ve umur ateş başındaydı. umur eline almış yelpazaeyi ateşi yelliyor ama uykuda yelliyor j. göksel onun haline gülüyor, süheyl ve recep abi elinden yelpazaeyi almazsa yanacakmış, bu kadar gülüşme içerinde beyefendi halen uyuyor
süheyl abinin sıcak çay ikramı ile güneşin doğmasını beklemekten başka seçeneğimiz yok du. derken derken eveeet beklenen güneş kendini gösterdi, bizlerin haline güler gibi sırıtıyordu güneş, “ işte geldim, sizleri çok beklettim ama yolum çok uzundu ancak gelebildim. “
obamızın üzerine gelmesi bir saatten fazla zaman alacaktı fazla bekleyemedim ve güneşin düştüğü yere doğru gittim. güneşi çeke çeke obamıza kadar getirmeyi başardım, güneşin sıcaklığını hisseden dostların çadırlarında kıpırdanmaların başladığını görünce kendi kendime dedim bu iş tamam zaiyatsız sabah ettik.
güneşin sıcaklığını hisseden gece nobetci dostlar cennetlik bedenlerini dinlendirmek üzere çadırlara doğru yöneldiler.
sabah kahvaltı ve öğlen yemeklerinden sonra tavla turvunasına kayıtlar başlatıldı, 1. rakip tamam, 2. rakip tamam, 3.rakip tamam derken finali gögüsledim, cem çobanlı dostumuzla final sandalyelerine oturduk attım zarı gelmedi, attım gelmedi bi daha attım yine gelmedi ve cem çobanlı tavlayı koltuğumun altına verdi bu arada beni destekleyen tüm dostlara tekrar teşekkür ediyorum, işin ucunda bir şişe rakı vardı. cem abi güle güle iç emi.
gece yaşanan kabuslardan dersimizi almıştık, hadi volksder ormana diye bir ses yükseldi, gece ısınmak için ateş lazım, ateş yakmak için odun lazımdı. ormanda dolaşırken bir sürü kütük ve üzerleri çam dalları ile kamufle edilmeye çalışılmış, bizlere yutturamazsınız diyerek aşağıya kadar yuvarladık umur dostum vosvosun bagajını boşalttı geldi, attık vosa doğru kamp alanına. güneş yine çamların arasından aşağıya doğru kaymaya başladıkça dostlarımın yüz ifadelerinden her şeyi anlıyordum. soğuk, soğuk, soğuk.
nurullah bey ve özlem hanım tedbirlerini almış sıra bizlerde idi. kalın kalın giyinmeye başladık, kamp ateşimizi olabildiğince hazırladık ve nurullah bey bizleri hiç uğraştırmadan kandil yağını döktü ve ateşe start verdi. etrafına bir güzel dizildik yemeklerimizi yedik. son gecemiz olduğu için vkod’cu dostların davete icabet adettendir dedik ve katıldık.
kemal efe bey tekrar görev başındaydı, habire ateşe odun atıyor hem bizleri ısıtmak hemde aydınlatmak niyetindeydi. şarkılar, türküler derken biz çadır bölgemizde soluğu aldık. kamp ateşimiz iyice harlanmış ve etrafına oturulmuş, köşe başını kapan umur elinde el feneri, üzerinde kaban sızmış kalmış, sandalyasının şeklini almış neredeyse. göksel el feneri yakar, elinden el fenerini alıp yelpazeyi tutuşturur ama bu arada bizler gülmekten geçtik, karnımız yırtılmak üzere yere yuvarlananlar, oturduğu yerden kalkamayanlar neler neler.
hava bir gün önceye göre daha yumuşamıştı ki hepimiz çok rahat uymuştuk gerçi tedbirli davrandığımızdan olabilir.
sabah kalvaltı ve sonrası toparlanma çalışmalarına hız verildi. anatolia, vkod ve arkasından volksder sırayla teker teker çıkış yaptılar. volksder olarak en sona kaldık, hepsi ile vedalaşarak ayrıldık ama bizim çıkışımız 10 dk falan sonra gerçekleşti. yayla çıkışında vkod’cu dostlar bus ve vosları yolun sağına park ederek bizleri beklemişler. biz yaklaştığımzda bizleri alkışlarla uğurladılar. gözlerim doldu, duygulandım, umur bak görüyormusun, bu dostluk bam başka dostluk değil mi dedim. sessiz kaldı, boğazı düğümlendi konuşamadı ve helal olsun be çok doğru yerdeyiz diyerek görüşünü ifade etti.
konvoy halinde hendeğe kadar birlikte geldik, ankara – istanbul sapağından ayrılarak yolumuza devam ettik.
sizleri yazımın uzunluğu ile sıktımmı bilmiyorum ama paylaşmak istedim yaşadıklarımızı.
ilk etkinlikde görüşmek üzere.
tahsin ışıldak
<